top of page


1968’in Mirası mı, Bugünün Hesabı mı?
Paris’in sokaklarında bugün yine öğrenciler var. Okul kapılarında toplanıyor, dersleri boykot ediyor, meydanlara yürüyorlar. Polis barikatları, sloganlar ve kalabalıkların arasında dolaşan kameralar, Fransa’nın eski bir fotoğrafını yeniden önümüze koyuyor. Fakat fotoğrafın tarihi aynı olsa da içindeki yüzler değişmiş durumda. Mayıs 1968’de de öğrenciler sokaklara çıkmıştı. Üniversitelerin katı düzenine, otoriteye ve kendilerine çizilen hayatın sınırlarına itiraz ediyorlardı.

Eylem
12 Eki3 dakikada okunur


Yoksulluk Edebiyatı Seviyor, Biz Yoksulları Sevmiyoruz
Bir romanda yoksul bir insanla karşılaştığımızda, onun hayatına girmek için elimizde bir anahtar vardır: hikâyesi. Neden o kadar az parası olduğunu, neden geceleri uyuyamadığını, neden bazen kötü bir karar verdiğini biliriz. Bir karakterin çaresizliğini anlamak için sayfalar boyunca onunla yürür, yaşadığı sokağı tanır, korkularına ortak oluruz. Sonra kitabı kapatır, hayatımıza devam ederiz. Edebiyat, yoksulluğu bize anlatmanın tuhaf bir yolunu bulmuştur. Bir insanın yoksulluğ

Eylem
12 Eki4 dakikada okunur


Marksizm ve Aşk -Sınıf Bulamayan Aşıklar
Aşkın politik olmadığını söyleyenler, çoğu zaman en politik cümleyi kurduklarının farkında değildir. Çünkü aşk, yalnızca iki insanın birbirine duyduğu his değildir; aynı zamanda içinde yaşadığı çağın, ekonominin, kültürün ve sınıf ilişkilerinin de aynasıdır. Kime âşık olduğumuz kadar, aşkı nasıl yaşadığımız da içinde bulunduğumuz üretim biçimi tarafından şekillendirilir. Marksizm denildiğinde akla ilk gelen şey elbette fabrikalar, emek, sermaye, sınıf mücadelesi ve devrimdir.

Eylem
21 Ağu2 dakikada okunur


Alelade Felaketler Üzerine
Yakın bir zamanda elimizden düşürmediğimiz ve üzerine düşünmeyi seçtiğimiz kitaplardan biri Selman Dinler’in Alelade Felaketler kitabı oldu. Selman Dinler, edebiyat dünyasına Horolojist romanıyla giriş yapmış, daha sonra on öyküden oluşan Alelade Felaketler kitabıyla bu yolculuğun devamını getirmiştir. Kitap üzerine konuşmaya başladığımızda ortaya çıkan ilk ortaklık, belki de Alelade Felaketlerin okurunu çok rahat bırakmaması. Çünkü Dinler’in öykülerinde hayat, alıştığımız bi

Eylem
20 Ağu3 dakikada okunur


Gördüm, Duydum, Bilmiyorum.
Toplumsal Sağırlaşmadan Bireysel Hiçliğe Ekranlar sürekli açık. Haberler akıyor, bildirimler susmuyor. Bir savaş görüntüsü eşliğinde kahvemizi içiyor, birkaç saniye sonra bir influencer'ın tatil fotoğrafına geçiyor; ardından ekonomik krizden, iklim felaketinden, bir cinayetten, bir seçimden, bir depremden haberdar oluyoruz. Görüyoruz. Duyuyoruz. Biliyoruz. Fakat bütün bu bilginin zihnimizde ne kadar süre kaldığını artık bilmiyoruz. Her şey gözümüzün önünden geçiyor; fakat hiç

Eylem
18 Ağu3 dakikada okunur


Rahvan Giden Zamanın Ardında: Hilal Özcan’ın “Çek İpini Rahvan Gitsin” Öyküsü Üzerine
Rahvan Giden Zamanın Ardında: Hilal Özcan’ın “Çek İpini Rahvan Gitsin” Öyküsü Üzerine

Eylem
17 Tem2 dakikada okunur


NEYSE Kİ GÜNLER UZADI ÜZERİNE
Toplumumuzda, her hikâye içinde mutlaka derin bir hisse barındırmalı algısını değiştirmek için güncel metinlere ve çağdaş kurmacaya daha vakıf olmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü artık moderniteyle harmanlanmış edebiyat, bağırma gereği duymamaktadır. Böyle metinler masaya yumruğunu vurmaz, okurun yakasına yapışmaz, büyük hakikatler vaat etmez. Bu yazılardan biriyle karşılaştığınızda çayınız soğur, perdeniz hafif aralanır ve dışarıda akşam olmak üzeredir. İşte öyle bir anda

Eylem
8 Haz2 dakikada okunur


Hiç Döküntüsü Üzerine
Son zamanlarda bir okur olarak kendime dürüst davranmayı öğrendim. Çağdaş yazarların ilk kitaplarına karşı bir zaafım var. Yazarın edebiyatla kurduğu o ilk temasın titreşimini hissetmek, yalnızca bir metni okumak değil; bir başlangıca tanıklık etmek kadar mühim hissettiriyor. Ve itiraf edeyim, bu tanıklığın içinde gizli bir kıvanç da yer ediniyor. Edebiyat ışığında kendilerine çizdikleri bu yolda, onların ilk heyecanına ve anlatılarına bir okur olarak yakından tanık olmak, be

Eylem
7 May4 dakikada okunur
bottom of page







