top of page


NEYSE Kİ GÜNLER UZADI ÜZERİNE
Toplumumuzda, her hikâye içinde mutlaka derin bir hisse barındırmalı algısını değiştirmek için güncel metinlere ve çağdaş kurmacaya daha vakıf olmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü artık moderniteyle harmanlanmış edebiyat, bağırma gereği duymamaktadır. Böyle metinler masaya yumruğunu vurmaz, okurun yakasına yapışmaz, büyük hakikatler vaat etmez. Bu yazılardan biriyle karşılaştığınızda çayınız soğur, perdeniz hafif aralanır ve dışarıda akşam olmak üzeredir. İşte öyle bir anda

Eylem
1 gün önce2 dakikada okunur


Hiç Döküntüsü Üzerine
Son zamanlarda bir okur olarak kendime dürüst davranmayı öğrendim. Çağdaş yazarların ilk kitaplarına karşı bir zaafım var. Yazarın edebiyatla kurduğu o ilk temasın titreşimini hissetmek, yalnızca bir metni okumak değil; bir başlangıca tanıklık etmek kadar mühim hissettiriyor. Ve itiraf edeyim, bu tanıklığın içinde gizli bir kıvanç da yer ediniyor. Edebiyat ışığında kendilerine çizdikleri bu yolda, onların ilk heyecanına ve anlatılarına bir okur olarak yakından tanık olmak, be

Eylem
7 May4 dakikada okunur


Güneşsiz Diyarlar Makamı Üzerine
“Bir gün taşlar konuşacak. Ve güneş, susturulmuş dillerin üzerinden yükselecek.” Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları vardır, okunur ve içinde askıda kalan bir şeyleri bitirir. Zabel Yılmaz’ın ilk öykü kitabı olan Güneşsiz Diyarlar Makamı, ikinci kategoriye giriyor. Lakin bunu yaparken öyle dramatik numaralara başvurmuyor. Aksine, oldukça sakin. Hatta rahatsız edici ölçüde sakin. Sanki her şey zaten olmuş, bitmiş, çürümüş ve şimdi sana sadece kokusunu gösterm

Eylem
26 Nis3 dakikada okunur


Düşsel Bir Baş Yapıt – City of Angels
“Bana dünyadayken en çok neyi sevdiğimi sorarlarsa, onlara seni söyleyeceğim.” Türkçesi Melekler Şehri olan City of Angels, Brad Silberling’in yönettiği; Nicolas Cage ve Meg Ryan’ın başrol oynadığı 1998 yapımı fantastik bir film. İçeriği aşk olsa da, ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide incelikle işlenmiş bir yapıt diyebiliriz. Eski bir film olmasının yanında, konunun işleniş tarzı günümüz sinemasına pek uymadığı için yeni neslin sıradan kriterlerine de çok hitap etmediği

Eylem
15 Nis2 dakikada okunur


Ruhunu Satan Frankenstein
“Kimlik artık keşfedilecek bir şey değil, inşa edilecek ve sürekli yeniden kurulacak bir projedir.” Modern çağın Frankenstein’ı, ne bilimsel bir laboratuvarın soğuk taşlarında, ne de yıldırımların çarpışmasında doğar. O, kalabalıkların alkışından, pazarların ışıklı vitrinlerinden, ekranların büyülü yansımalarından doğar. İnsanın ruhu, artık kutsal bir öz değil; arzunun fabrikalarında işlenmiş, reklam panolarında parlatılmış bir üründür. Kapitalin dişlileri, onu sessizce öğütü

Eylem
15 Nis2 dakikada okunur


ÖLÜLER KONUŞUR MU HİÇ?
“Ve ölü bir kalp, öldüğü yetmezmiş gibi yaşamaya direnme çabasıyla son bir hikâye anlatmak istiyor.” Halıya sarılmış konuşan bir cesetten daha sarsıcı şeyler vardır dünyada; o cesete akıl vermeye çalışan kanunlar ve adamlar gibi. Vildan Külahlı Tanış’ın “Ölüler Konuşur mu Hiç?” öyküsünde konuşturduğu bir kadın cesedi, okuru kırılmış bir noktadan yakalayıp rahatsız etmekten çekinmiyor. Çünkü rahatsızlık burada estetik bir tercih değil, insani bir zorunluluk. Öykünün beni düşür

Eylem
10 Nis2 dakikada okunur
bottom of page







